| Efkere'nin Tarihi | ![]() |
Yıllar geçtikçe ve yeni kuşaklar eskilerin yerini aldıkça, atalarımızın köyleri hakkındaki ortak bilgimiz yavaşça yitip gitmektedir. En içten umudum bu web sitesinin İç Anadolu'da, Türkiye'de bir köy olan Efkere hakkındaki bilgilerin paylaşılabildiği bir ortam olabilmesidir.
Bu web sitesinde sunulan bilgiler değişik kaynaklardan derlenmiştir : Bu bilgi kaynakları şunlardır: görgü tanıkların yazdığı raporlar, köyde oturanlarla yapılmış olan görüşmeler, Arshag Alboyadjian'ın 1937'de yazdığı Badmootiun Hye Gesaria adlı kitabı, ayrıca kaynağı açıklanmış, başka metinler. Bunların dışında bu siteyi görerek dünyanın dörtbir yanından bana değerli bilgiler yollamış olan herkese minnettarım.
|
BAŞLANIÇ VE GELİŞİM Efkere Türkiye'de, yaklaşık olarak Kayseri'nin (Gesaria) 18 kilometre kuzeydoğusunda, 38.78o enleminde ve 35.67o boylamında (38o46'60 Kuzey, 35o40'0 Doğu), denizden 1314 metre yükseklikte bulunmaktaydı. Bu bölge şimdilerde Kasyseri'de, Koca Sinan'a bağlı Gesi'de Bahçeli adıyla bilinmektedir. Efkere'nin kökenleri hakkındaki bilgiler kesin değildir. Surp Garabed Manastırının 12. yüzyılın sonuna kadar bu köyde olduğu bilinmektedir ve bazı Ermeniler bu manastırın 1. yüzyılda Aziz Thaddeus tarafından kurulduğunu iddia etmektedir. Başkalarıysa bu köyün 4. yüzyılın başlarında Caesarea'dan Ermenistan'a doğru seyahat ederken, burada dinlendiği söylenen, Aziz Nur Saçan Gregory tarafından kurulduğuna inanmaktadır. Efkere adının kökenleri de kesin değildir. Belki Grekçe bir sözcük olan ve "kutsal yer" ya da "kutsallık" anlamına gelen Yevkaria, kelimesinden geliyor olabilir. Vaftizci Yahya peygamberin cesedinden kalan kemiklerin Surp Garabed Manastırın'da korunduğuna inanılıyordu, bu yüzden burasının "kutsal yer" olduğuna inanılıyordu. Efkere adı Ermenice'de "nefes nefese kalmak" anlamına gelen hevk arav, sözcüğünden kaynaklanıyor olabilir. Aziz Nur Saçan Gregory'nin Vaftizci Yahya peygamberin kemiklerini taşıması ve onun Caesarea'dan Ermenistan'a doğru yolculuk ederken yorgun düşerek bu bölgede dinlenmesi geleneksel bir inanıştır. Aziz Nur Saçan Gregory dik tepeleri aşarak bu köye varınca "nefes nefese kalmış" olabilir, hevk arav. Bu köy sayısız isim almış, örneğin: Efkereh, Evkereh, Evkere, Hevkere, Hefkarah, Evgere, Yevkara, Yebgara, ve Evkar, fakat 20. yüzyılın başlangıcında, Türk ve Ermeni kaynaklarında yaygın olarak Efkere adıyla anılmış gibi görünmektedir. Oldukça küçük olan köyün nüfus yoğunluğunun çoğunluğunu, Türkler'in bir süre burada bulunmuş olmasına rağmen, tarihi boyunca Ermeniler oluşturmuştur. 1618'de, Simeon Lehatsi "Aziz Garabed'in önündeki büyük köyde" Ermeniler'e ait 300 hane olduğunu kaydetmektedir.Bu rakam yıllar geçtikçe çok fazla artmadı. Yaklaşık 300 yıl sonra 1914'te, Bishop Drtad Balian, burada 500 Ermeni hanesi ve 50 Türk hanesi olduğunu kaydetmiştir. 1831 Osmanlı nüfus sayımına göre, Efkere beş ayrı mahalleden oluşmaktaydı: Çavdarlı (Ermeni mahallesi), Demirci (Ermeni mahallesi), Han (Ermeni mahallesi), Kuzey (Ermeni mahallesi) ve Çeşme (Türk mahallesi)Kayıtlarda bulunan semt sakinlerinin kısmi listesi için buraya tıklayınız. Fiziki Özellikler Efkere köyü içinden geçen Darsiakh Suyu deresi tarafından doğu ve batı olmak üzere iki kısma bölünmüştü. Köyün batı kısmı manastıra hemen hemen bitişikti. Manastırın bulunduğu tepenin kuzey köşesinden beş dakika yürüyen biri Efkere'nin Batı bölümünde bulunan ilk sokağa ulaşabilir. Alboyadjian, 1937'de yazdığı "Hye Gesaria" adlı kitabında şu şekilde tasvir ediyor: (Efkere'nin batı böümünde) ilk sokakta yürürken çevrenize gözgezdirirseniz büyüleyici bir manzarayla karşılaşırsınız... Bir dere, yükselen vadinin içinden yavaş yavaş güneye doğru akar ve tatlı tatlı şırıldayarak derenin kıyısında dizilmiş koruları serinletir... [Efkere'nin] taş evleri bir Ermeni köyünün zarifliğine sahiptirler ve her iki taraftan öylesine sık yükselirlerki aşağı sokaktaki evlerin damları üst sokaktaki evlerin avlusu olmuştur. Doğu tepesinin sol tarafındaki sokaklarının ortasında, büyüleyici kubbesiyle methedilen muhteşem bir kilise vardır--gerçektende olağan üstü bir görünüşü vardır. Yanında küçük bir okulu vardır bu yüksek köyün. Efkere'nin yamaçlı bölgeleri... burayı ziyaret eden her ziyaretçinin kalbini hakkıyla hoşnut edebilir. Buraların sakinleri yaklaşık beş yüz haneden oluşan Ermeniler'dir. Bu tarafta, kuzeye doğru, vadinin hafifçe geniş bir bölümünde elli aileden oluşan Türk bölgesi bulunmaktadır. Dzotzikian'ın Batı Ermenistan (Western Armenia) (Leylekian Yayınevi, 1947) adlı eserine göre "Efkere'nin evleri taştan yapılmıştır. Bunlar oldukça büyük, dayanıklı ve çok katlıdırlar." Darsiakh Suyu bütün köyün başlıca su kaynağıydı. Efkere'de bu dere üzerine iki su değirmeni kurulmuştu ve suyun birazı köyün kuzeybatısında bulunan bir göle doğru çeviriliyordu.Bu göl kendi kendine tekrar dolmazdı, Efkere'de yaşayanlar Darsiakh Suyu'ndan faydalanarak, yaz boyunca hergün bu gölü doldurmak için çalışırlardı. Bu göle ya da gölcüğe Haft Türkçe ise Efkere Göleti denmekteydi. Efkere'nin bütün bahçe ve ekinleri yaz boyunca bu gölden sağlanan suyla sulanırdı. Bu gölün yanında Bar Galer yani Halk Oyunu Sahası denen açık bir alan vardı. Köy halkı, Paskalya kutlamaları gibi özel günlerde burada toplanırdı, müzik aletlerini çalar ve dans ederlerdi; bu yerin ismi de buradan kaynaklanmaktaydı.
|
| İbadet Yerleri Ayrıca Batı Efkere'de, Aziz Garabed Manastırı'nda(Surp Garabed Vank)iki küçük kilise bulunmaktadır. 17. yüzyılın sonlarına doğru gelindiğinde, Doğu Efkere'de 3 Ermeni kilisesi bulunmaktaydı:
Bu üç kilise Katip Simeon tarafından 1683'ten kalan bir nüshada listelenmiştir. Surp Stepanos Kilisesi köyün başlıca kilisesi olarak görülmüştür. Surp Stepanos birkaç kere onarım ve tadilattan geçmiş, en son şekline 1871 tarihinde kavuşmuştur.Arshak Alboyajian burayla ilgili olarak 1937'de şunları kaydetmiş " bir haç şeklindeki kilisesi, çan kulesi, yüksek kemerleriyle ve çatısıyla görkemli ve aydınlıktır." Surp Stepanos'un mimarının kim olduğu bilinmemektedir, ama iç dekorasyon öğeleri İstanbul'da bulunan ve 1838'de, Garabed Armira Balian tarafından yapılan, Azize Meryem Ermeni Kilisesi'ne şaşırtıcı bir şekilde benzemektedir. Çok-haçlı dizayn edilmiş yarı kubbesi, bingilerindeki oval çerçevelere çizilmiş dört yağlı boya resimle ve iç merkezinde bulunan kolonlarla bu iki kilise arasındaki yakın benzerlik kendini göstermektedir. Azize Meryem Kilisesi'ni incelerseniz Surp Stepanos Kilisesi'nin ne kadar güzel olduğunu hissedebilirsiniz.
|
![]() |
1913'lü yıllarda Surp Stepanos Kilisesi'nin İç ve Dış görünümü |
![]() |
| Ayrıca, 1915'te Efkere'de azımsanmayacak sayıda, yaklaşık 50 aileden oluşan Müslüman Türk nüfusu bulunmaktaydı. Mayıs 2002'de çekilmiş olan sağdaki fotoğraf, yerel sakinler tarafından eski bir cami olarak tarif edilmektedir. Doğu Efkere'de, Surp Stepanos'un güney batısından yürüyerek iki dakika uzaklıkta bulunmaktadır. Bu konuda başka bilgi verebilirseniz çok minnettar olurum. | ![]() |
|
EĞİTİM KURULUŞLARI Surp Garabed Manastırın'da verilen dini eğitim dışında, Efkere'nin ilk okulu 1820'de Bavghant Rousinian'ın emri ile kurulmuştu. İlk öğretmeni, manastırda öğrenci olup daha sonra köyde rahip olan Kilise Görevlisi Asdvadzadour idi. 1870'li yıllarda, Haygian Okulu olarak tanınmaktaydı. 1872-1873 eğitim döneminde, 120 erkek öğrencisi vardı. Daha sonra Surp Stepanos Kilisesi'nin yanında Torkomian-Akabian Okulu adıyla yeni bir okul binası inşa edildi. 1901 yılında 130'ü erkek 40'ı kız toplam 170 öğrenci vardı. Ne var ki, 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde okulun nasıl yönetileceği konusunda Efkere'deki siyasal taraflar arasında okulu olumsuz yönde etkileyen tartışmalara dair olgular mevcuttur. Okul iki ayrı siyasal parti tarafından yönetilen iki ayrı okula bölündü; raporlara göre okullardaki eğitim zarar gördü. Efkere'de en az 1886 yılından beri bir kız okulu mevcuttu ve bu okul için para toplamak amacıyla 1913'te New York'ta Hefkara Kız Okulu Eğitim Derneği kuruldu. Ayrıca, Efkere'deki eğitimi etkileyen siyasal anlaşmazlıklara rağmen, 1913 ve 1914'te muhtemelen Surp Stepanos kilisesinin yanında yeni bir okul inşa edildi. Bunun dışında, bu köyden en az bir kaç erkek çocuk Kayseri'nin güneydoğusunda bulunan Talas kentine gidip Amerikan Erkek Okulu'ndan eğitim almışlardı. İŞ SAHALARI 20. yüzyılın başlarınıda bu köydeki Ermeniler'in büyük çoğunluğu geçimlerini demircilik yaparak sağlarlardı. Küçük bir kısım tüccar, çiftçi ve bir kısmı da Kayseri ve İstanbul'da döviz alım satımı üzerinde çalışıyorlardı. Kadınların bir çoğu halı dokumaktaydı. Hem Efkere'nin hem civar köylerin sakinleri ile ticaretin yapıldığı, yaklaşık 20-30 dükkandan oluşan bir pazar yeri mevcuttu. Bu ticari ortam muhtemelen Doğu Efkere'nin güney tarafında bulunmaktaydı. EFKERE'NİN ERMENİCE LEHÇESİ Osmanlı Ermenileri'nin konuşma dili bölgeden bölgeye, sık sık köyden köye bile farklılık göstermekteydi. Belli bir düzeye kadar, Efkere'nin Ermenicesi'nin de kendine has özellikleri vardı. Aşağıdaki alıntı, Arshak Alboyajian'ın 1937'de yazdığı Badmootiun Hye Gesaria'dan yapılmıştır: Köyün nüfusu karışıktı ama buna rağmen köylüler ana dillerini korumuşlardı. . . Onların lehçesi, yoğun bir şekilde Türkçe'yle karışmış olup bozukluğa uğramış bir Ermenice'dir. Lehçelerindeki Türkçe kelimelerin çokluğu, köyde Ermeni ve Türkler'in uzun süre birlikte yaşamalarından kaynaklanmış olabilir. Diğer taraftan, filolog T. Eocheyan "Efkere'nin, Kayseri bölgesinde diğer köylere nazaran daha az yabancı etkisi altında olduğunu, çok fazla yabancı gelenek edinmemiş olan tek köy olduğunu" ve Efkere'nin sakinlerinin "muhafazakar olmasa da her zaman geleneksel kişiler olduğunu" kaydetmiştir (bkz: "Manzumei Efkyar", # 1196, 3 Haziran 1905). Efkere'nin lehçesine gelince, T. Eocheyan şunları yazmıştır: "diğer köylerin lehçeleri ile kıyaslanırsa, Efkere'nin lehçesi daha az değişime uğramış ve daha az etkilenmiştir. Tabi ki kendine has özellikleri ve anormallikleri mevcuttur. Dikkat edilmesi gereken özelliklerden birisi, fiilden sonra geleceğine önceden gelen, gor eki ile bağlantılı olan ga ekidir. Örneğin ga g'ertam (=g'ertam gor), ga g'ulam (=gulam gor), vb. Gelecek zaman, Klasik Ermenice olduğu gibi oluşturulur, örn, yertali em (=bidi yertam), ellali em (=bidi ellem), gali em (=bidi gam). Bu lehçe, bir çok Klasik Ermenice kelime yapıları ve tarzları, aynı zamanda yerel kelimeler ve deyişlere sahip olduğu için bu lehçeyi çalışan her filolog için gerçek bir hazine olmaktadır. Ne yazık ki, bildiğimiz kadarıyla hiç kimse bu lehçeyi incelememiştir.
|
| Efkere Ermeniler'inin konuştuğu dilden, özellikle Birinci Dünya Savaşı döneminden, günümüze ulaşan yazılı örnekler mevcut olduğu için mutluyuz. Bunun büyük bir çoğunluğunu, Türkçe kelimelerin Ermenice harfleriyle yazıldığı Ermeno-Türkçe yazılan mektuplar oluşturmaktadır. Aşağıda, bunlara bir örnek olarak 17 Eylül 1912'de Efkere'den yazılan mektubun bir kısmı verilmektedir. |
![]() |
| Transkripsyon
(numaralar yukarıda bulunan orijinal mektubun satır numaralarıdır) 1saniyen bu tarafda bir ufacık kölera savuşturduk allah çok şükür 2taraf taaluk bir kederimiz yok köyden otuz tene kadar telef 3oldular ama acı verecek birinci hancı Artin ağa ikinci xx4xx Serkis Pıçakci tükken konşusu üçüncü Keleşoğlu xx dördüncü 5Güllünün kaynı Nişan gerisi h-koca koltuk ufak defek sekiz 6tene kadar islamdan emniyet yok allah rahmet eylesin* ne hal 7ise allaha çok şükür geçdi* velakin bu hasdalık ne ise hasda 8olmadık adam kalmadı idi* eyle geçdi bu kolera* Evkere havası çok 9yardım etdi* havası kötü ola idi telef çok olur idi* geçdi getdi* 10velakin Garabed, bir pıçak arkası kaldı idi Verkine* gedeyor iyi çok 11şükür allah bize bağışladı* şimdi çök eyidir* Misak her 12vakit sahib oluyor* esgi bildiyin gibi deyil* kucağından bırakmaz 13Misak* ağana yazarık dersek iki eli kanda ise Verkineyi kucağı14na alır* beylece malumınız arz-u xxx Harutiun Kocayan Çeviri: İkinci olarak küçük bir kolera salgını atlattık. Allah'a çok şükür bizimle ilgili kederimiz yok. Köyden yaklaşık 30 kişi öldü ama acı veren [kayıplarımızdan] birincisi hancı Artin Ağa, ikincisi dükkan komşusu bıçakçı Serkis, üçüncüsü Keleşoğlu..., dördüncü, Güllü'nün eniştesi Nişan; gerisi Müslümanlardan sekiz kişi. Emniyet yok. Allah rahmet eylesin. Ne olduysa Allaha çok şükür geçti. Velakin bu hastalıktan dolayı hasta olmadık adam kalmadı. Öyle geçti bu kolera! Efkere'nin havası çok yardım etti. Havası kötü olsaydı can kaybımız çok olurdu. Geçti gitti. Ne var ki Garabed, bir bıçak arkası [gibi çok zayıfladı]. Verkine [az kalsın] gidiyordu, çok şükür Allah [onu] bize bağışladı. Şimdi çok iyi. Misak her zaman [ona] sahip çıkıyor. Eskiden bildiğin gibi değil. Kucağından bırakmaz. Misak, ağana yazarık dersek iki eli kanda olsa Verkine'yi kucağına alır. Böylece durum belirttiğimiz gibidir. Harutiun Kojaian. Bu dönemden kalma olup sadece Ermenice ile yazılan mektuplar da mevcuttur; bu nedenle Efkere'de Ermenice'nin mi Turkçe'nin mi daha çok konuşulduğunu ya da belli durumlarda (örn. ticari ilişkilerde, okulda, Ermeniler arasındaki sosyal etkileşimlerde) hangi dilin konuşulduğunu anlamak zordur.
|
![]() Dr. Devletian |
EFKERE'NİN İLERİ GELENLERİ S.M. Dzotzikian, Western Armenia (Leylekian Pusblishers, 1947)'da, "Evkere'nin Ermenileri, bir zamanlar, oğullarından birinden dolayı, görkemin merkeziydi. Bu kişi,Batı Ermeni edebiyatının en önemli temsilcilerinden ve 19.yüzyılın kaşiflerinden biri, Efkereli filozof ve Ermeniolog, sosyal bilimcinin adı Nahabed Rousinian'dı. Onun ardından, avukatlar Marcos ve Krikor Kalayjian, Yenovk Armen, Hagop Dep Hagopian, Jekayiblian, Dr. Garabed Miaserian, Balian Levon, Dr. Martiros ve Bedros Kalayjian gibi başka bireyler de ortaya çıkmıştır. Padişah için vekillik yapan Efkereli avukat Haci Stepan Boyajian da bunların arasında yer almaktadır. . . . Efkere'li Ermeniler'in sevilen oğullarından birisi de Gesaria'ya ait bölgelerin hepsinde tanınan ünlü doktor, Khachig Devletian idi. |
| Ana Sayfa | Sayfa 1: Efkere'nin Tarihi | ||
| Sayfa 4: Surp Stepanos Kilisesi--Apsit | Sayfa 5: Surp Stepanos Kilisesi--Azizlerin Duvar Resimleri | Sayfa 6: Surp Stepanos Kilisesi--İbadethane ve Nef | Page 7: Surp Stepanos Kilisesi--Köşetaşı |
|
Sayfa 8: Surp Garabed Manastırı--Tarihçe
|
Sayfa 9: Surp Garabed Manastırı--Mezun Öğrenciler | Sayfa 11: Köye Ait Belgeler |